Archive for the ‘Nutuk’ Category

Geçmişten Ders Alarak Geleceğe Bakmak

Sunday, August 5th, 2007

Uzun zamandır aklımın bir köşesinde, geçmişten, başarı öykülerinden, yaşanılmış olaylardan nasıl ders alabilir, bunları günlük hayatıma nasıl uygulayabilir ve karşılaştığım problemlere çözümler üretmek için nasıl kullanabilirim şeklinde bir düşünce vardı. Bu amaçla; çeşitli hikayeler, öyküler, derlemeler okudum, araştırdım. Tarih kitaplarını karıştırdım. Çok fazla kaynak belirleyemedim ama en uygunlarından birini bulabilmek için çok uzaklara gitmeme gerek kalmadı. Kendi ülkemin, çok yakın bir geçmişte yaşadıkları, belki dünyada yaşanmış en büyük başarı öykülerinden biri, yazarı ise tarihin tartışmasız en büyük liderlerinden biri idi. Kimden bahsettiğimi anladınız. Mustafa Kemal Atatürk’ten bahsediyorum.

Mustafa Kemal AtatürkHer Türk vatandaşının bugünlerini borçlu olduğu Ata’mız, bize bu günleri bırakmakla kalmamış, aynı zamanda yaşadıklarını, düşündüklerini ve uyguladıklarını, gerekçeleri ve belgeleriyle birlikte bize yazılı olarak bırakmıştı. Bundan daha iyi bir kılavuz düşünmek ise pek mümkün değildi.

Nutuk’u birkaç defa okumuştum. Fakat Nutuk düz yazı şeklinde okunabilecek bir eser değil. Biraz matematik, biraz da kağıt kalem gerektiriyor. İleri-geri hareket edeceksiniz, bağlantıları yakalayacaksınız, düşünceleri okuyacak, yorumlayacak ve bağdaştıracaksınız. Dolayısıyla Nutuk’u bu güne kadar, bir bütün olarak tam anlamıyla anladığımı iddia edemem. Şimdi şöyle bir yol izliyorum;

(more…)

NUTUK Bölüm 48

Monday, May 19th, 1919

Amerika Mandası İçin Propagandalar

O günlerde, İstanbul’dan gelen bazı kişiler, Amerikalı Mister Brown adında bir de gazeteciyi Sıvas’a getirmişlerdi. Bu iş hakkında Kongrede yapılan görüşmelerden söz etmeden önce konu hakkında, yüksek kurulunuzun yeter derecede aydınlanmasına yaramak üzere, evvelâ, bu konuya giriş niteliğinde olan bazı bilgiler vereyim. Bu bilgileri, Erzurum’dan beri başlıyan bazı yazışmalardan daha iyi anlaşılacağı için bunları olduğu gibi sunacağım.

İçgüvenlikle ilgili / çok ivedidir Amasyadan, 25/26 Temmuz 1919

Erzurum Üçüncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı’na,

  1. Mustafa Kemal Paşa’ya özeldir: Bugün 25 Temmuz 1919 akşamı Bekir Sami Beyefendi Amasya’ya vardılar. Kendilerile uzunca süre konuştum. Mustafa Kemal Paşa’ya ve Rauf Beyefendi’ye saygılarını sunuyorlar. Kendisi, aşağıdaki düşüncelerini bildirmemi rica etmiştir.
  2. Bağımsızlık istenilmeye ve yeğlenmeye değer. Ancak tam bağımsızlık istersek yurdun birçok bölgelere bölünmesi, kesin ve kuşkusuzdur. Şu halde iki üç il için kalacak bağımsızlığa, vatanın bütünlüğünü sağlayacak başka bir devletin mandası altına girmek elbette yeğlenir. Osmanlı ülkelerinin tümüne yaygın meşrutiyetimiz ve dışarıda temsilimiz hakkı saklı kalmak koşuluyla belirli bir süre için Amerika mandaterliğini istemeyi milletimiz için en yararlı bir hal şekli olarak düşünüyorum. Bu konuda Amerika temsilcisi ile görüştüm. Birkaç kişinin değil, bütün milletin sesini Amerika’ya duyurmak gerektiğini söyledi ve aşağıdaki koşular altında Wilson’a, Senatoya ve Amerika Kongresine başvuruda bulunulmasını ileri sürdü.
    • Adaletli bir hükûmetin kurulması.
    • Genel eğitim ve öğretimin yayılması ve genişletilmesi.
    • Din ve mezhep özgürlüğü sağlanması.
    • Gizli andlaşmaların kaldırılması.
    • Tüm Osmanlı ülkelerini kavramak üzere Amerika hükûmetinin mandaterliğimizi kabul etmesi.
  3. Bundan başka Kongremizin seçeceği bir heyeti, Amerika’ya bir zırhlı ile ulaştırmayı temsilci üstlenmiştir.
  4. Bekir Sami Bey daha bir iki gün buralarda kalacağından her türden emir ve talimatların benim aracılığımla duyurulmasını ve özellikle Sıvas Kongresinin ne zaman toplanacağının ve kendilerinin o güne kadar nerede beklemesinin uygun olacağının bildirilmesini dilemekte olduğu.
  5. Kafkas Tümeni Komutan Vekili Arif şifre ivedi ve kişiye özeldir 196 Erzurum

Amasyada Beşinci Tümen Komutanlığı’na,

  1. Şimdi Amasya’da bulunan eski valilerden Bekir Sami Beyefendi’ye özeldir: Telgrafınızdan çok yararlandık. Toplantı halinde bulunan Doğu illeri Kongresi hemen hepsi geldikleri yerlerdeki halkça etkili ve güçlü ve konuşmasını bilir kişilerden oluşan güçlü bir topluluk niteliğindedir. Bu Kongrede şimdiye kadar olan görüşmelerde devlet ve milletin tam bağımsızlığı ısrarla savunulmaktadır. Bu nedenle koşul ve niteliği bizce henüz açıkça bilinmeyen bir Amerika mandaterliğinden Kongreye doğrudan doğruya söz edilmesi, çok sakıncalı olacağından sizin istanbulda ilişki halinde bulunduğunuz kişilerle olan görüşmeye dayanarak aşağıdaki noktaları açıklayarak bizleri tezelden aydınlatmanızı özellikle rica ederiz. Bundan önce de doğrudan doğruya İstanbul’dan benimle ilgili olarak gelen bilgiler kuşku verici görüldüğünden aynı esaslar içinde açıklama istendiği gibi 21 Temmuz 1919 tarihinde de Sıvas’ta Refet Bey aracılığıyla İstanbul’dan gelen bilgilerde aynı kuşku vericilik bulunduğundan oradan da doğrudan doğruya koşullar sorulmuş ve açıklama istenmiştir.
    • Tam bağımsızlık istendiği takdirde ülkenin birden çok bölgeye bölünmesi kesin ve kuşkusuzdur diyorsunuz. Bu kanının kaynağı nedir?
    • Ülkenin bütünlüğünden maksat, mülkün bölünmezliği mi, yoksa egemenlik hakları mı?
    • Osmanlı ülkelerinin tümüne yaygın meşrutiyetimiz ve dışda temsil edilme hakkı saklı kalmak koşuluyla mandaterlik istemeyi en yararlı bir hal şekli olarak kabul ediyorsunuz. Ancak temsilcinin ileri sürdüğünü bildirdiğiniz şeyler ile bu şekil çelişmeli görünüyor. Çünkü meşrutiyetimiz saklı kalınca hükûmet yasama organının güvenine sahip ve denetimi altında bir kuruldan ibaret olur ki artık bu heyetin oluşturulmasında Amerikanın etkisi olamaz. Şu halde ya meşrutiyet devam edecektir ve adaletli hükûmetin oluşturulmasını Amerikadan istemenin anlamı yoktur ve de adaletli bir hükûmetin oluşturulması Amerika’dan istenince meşrutiyetin saklı bulunduğu lâfdan ibaret kalır.
    • Genel eğitimi ve öğretimin yayılıp genişletilmesinin anlamı nedir? İlk aklımıza gelen,memleketin her tarafında Amerikan okullarının açılmasıdır. Çünkü daha şimdiden yalnız Sıvas’ta yirmi beş kadar kurum oluşturmuşlardır ki, yalnız bir tanesinde bin beş yüz kadar Ermeni öğrenci vardır. Bu nedenle Osmanlı ve İslâm eğitiminin yayılıp genişletilmesi ile bu girişim nasıl bağdaşacaktır?
    • Din ve mezhep bağımsızlığının sağlanması sözleri de önemlidir. Patrikhanelerin ayrıcalıkları varken bunun fark ve anlamı nedir?
    • Temsilcinin beşinci madde olarak sözünü ettiği tüm Osmanlı beldelerinin sınırları nedir? Yani savaştan önceki sınırlarımız mıdır? Eğer bu deyimin içine Suriye ve Irak da giriyorsa Anadolu halkının Arabistan adına mandaterlik istemeye hak ve yetkisi olabilir mi?
    • Bugünkü hükûmetin politikası nedir? Tevfik Paşa neden Londra’ya gitti? Amerikalılar gibi İngilizlerin de ayrıca bir mandaterlik ardından koştuğu görülüyor. Ayırımlar nedir? Hükûmet Amerika mandasına ne gözle bakıyor? Yani buna yatkın mı, çekingen mi? Amerikalılar neden Ermenistan mandaterliğini bıraktılar? Amerikalılar mandayı almaya ne dereceye kadar yatkın ve isteklidir?
  2. Sıvas Kongresi’nin toplanması Erzurum Kongresi’nin son bulmasına bağlıdır. Bunu sağlamaya ayrıca çalışılmaktadır. Sizin bunu bekleyip ya Tokat’ta ya da Amasya’da bulunmanız uygundur. Saygılar sunarız.

Mustafa Kemal

İçgüvenlikle ilgili ve ivedidir 93 Amasyadan, 30/7/1919

Üçüncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı’na,

  1. Mustafa Kemal Paşa’ya özeldir: Bekir Sami Bey’den alınan karşılık aşağıda sunulmuştur.
    • Tam bağımsızlık istenirse mülkün birçok bölgelere bölüneceği, birkaç manda altına alınacağımız Dörtler Toplantısınca kararlaştırılmıştır. Bu nedenle bunu önlemek için bir tek devletin mandasını istemenin de en uygun olacağını söylemiştir.
    • Ancak, hükûmet etme hakları söz konusu olup ülkenin bütünlüğü temel ilkedir.
    • Amerika’dan herhangi şekilde bir hükûmet istemeyeceğiz. Amerika’ya adaletli bir hükûmeti kuracağımız hakkında inandırıcı söz vereceğiz. Anayasamız hükümleri yürürlükte olmak, padişah soyunun her türden egemenlik hakları saklı kalmak ve dışda temsilcilerimiz eskisi gibi bulunmak koşullarıyla Amerika hükûmetinin mutluluğumuza ve gelişmemize yardımcı olmasını isteyeceğiz. istiyeceğimiz mandaterlik bu biçimdedir.
    • Genel eğitim-öğretimin yayılıp genişletilmesinden amaç Amerika okullarının köylerimize kadar girmesine izin vermek değil, millî ve islâmî eğitimimizi ve öğretimimizi yayıp geliştirmeye dikkat edeceğimize onları güvendirmekle birlikle yardımlarını istemektir. Mandaterliği Amerika misyonerlerine değil, Amerika hükûmetine vermek istiyoruz.
    • Dinlerin ve mezheplerin bağımsızlığı aslında dinsel ve islâmî kurallar gereğidir. Amerika kamuoyu bu gerçeği bilmediği için kendilerine bu güvenceyi vermek istiyoruz ve temsilcinin söz ettiği sınırlar savaştan evvelki sınırlarımızdır. Suriye ve diğer kısımlar bakımından bizim mandaterlik istemeye yetkimiz olup olmaması Kongrece çözümlenecek bir sorundur. Daha önce Suriye ve Irak’ta Amerika heyetleri kamu oyuna başvurdular. Suriye ve Filistin de bağımsız bir Arap hükûmeti kurulmasını istemekle birlikte Amerika mandaterliğini başkalarının nıandaterliğine yeğlediklerini belirttiler.
    • Şimdiki hükûmet yeni kurulduğundan politikası bilinmiyor. Ancak evvelki hükûmetlerin politikaları güçsüzlük ve itilâf Kuvvetlerinin her emrine boyun eğmek idi. Tevfik Paşa Londra’ya gitmiyerek Ferit Paşa ile geri dönmüştür. Amerika, Ermenistan hükûmeti belirlenmeden, dolaşan heyetlerin raporlarına göre, büyük bir Ermenistan oluşturmaya maddî olanak bulunmadığı doğrultusunda düşünmektedir. Mandaterlik hakkında ayrıntılı bilgiler posta ile gönderilmek üzeredir.
    • Şimdilik yapacağınız bildirileri beklemek üzere Tokat’ta bulunacağım. Amasya ve Tokat’ta ve kazalarda gereken bildiriler yapılmasının olumlu sonuçlar vereceğini ummaktayım. Hepinize saygılarımı sunarım Efendim.

5. Tümen Komutanı Arif

Şifre Kişiye Özeldir Erzurum, 1/Ağustos/1919

Amasyada Beşinci Tümen Komutanlığı’na,

Bu telgrafın hemen Bekir Sami Beyefendiye ulaştırılması ve karşılığının ivedi olarak alınması rica olunur:

Bekir Sami Beyefendiyedir.

K: 30/7/1919. Amerikan mandaterliği hakkındaki son açıklamalarınızı öğrendik. Bu koşullara göre temelde korkulacak bir şey olmaması gerekir. Ancak bir konu hakkında daha düşündüklerinizi öğrenmek istiyoruz. Bize elverişli bunca koşullar ileri sürebilecek olan Amerika hükûmeti bu şekildeki mandaterliği üstlenmesine yani buna katlanmasına karşı Amerika adına ne gibi fayda ve yarar sağlamış olacaktır. Bununla kendi hesaplarına güttükleri amaç nedir? Bu konudaki düşündükleriniz ve duyup öğrendiklerinizle bizleri tezden aydınlatmanızı bekleriz Efendim.

Mustafa Kemal
Amasya, 3/8/1919

Üçüncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı’na,

Bekir Sami Beyden alınan karşılık aşağıda sunulmuştur.

Mustafa Kemal Paşa’ya özeldir: Amerikalılarla şimdiye kadar yapılan görüşmeler doğal olarak daima özel bir şekilde yapılmış ve sadece varsayımdan ibaret bulunmuş olduğuna göre mandaterliklerin iki âkit tarafa yükleyeceği koşullar hakkında görüş alışverişinde bulunulmamıştır. Sıvas Kongresi gerçekleşebilecekse hazırlanarak ivedilikle açılması gereğini özel olarak bilginize sunarım.

Kurmay Yarbay Arif
Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Muhterem Efendim.

Memleketin siyasal durumu en sıkışık bir evreye geldi. Kendimize bir yön çizmek için Türk milletinin zarını atıp olumlu bir tutum almak zamanı ise geçmek üzere bulunuyor.

Dış durum İstanbul’da şöyle görünüyor:

Fransa, İtalya, İngiltere, Türkiye’de mandaterlik işini Amerika Senatosuna resmî olarak önermiş olmakla birlikte bütün güçlerini Senatonun kabul etmemesi için harcıyorlar. Bölüşümden pay kaçırmak elbette işlerine gelmiyor.

Suriye’de umduğunu bulamayan Fransa, zararını Türkiye’de gidermek istiyor. İtayla namuslu bir emperyalist olduğundan savaşa sadece Anadolu’nun bölüşümünde pay almak için girdiğini açıktan açığa söylüyor. ingilterenin oyunu biraz daha incedir.

İngiltere Türk’ün birliğini, çağdaşlaşmasını, gerçek bir bağımsızlığa kavuşmasını, ilersi için bile olsa, istemiyor. Yeni araç ve düşüncelerle tamamen çağdaş ve güçlü bir Müslüman Türk hükûmeti başında halifelik de olursa İngiltere’nin müslüman tutsakları için bir kötü örnek oluşturur. Türkiye’yi tüm olarak İngiltere alabilse kafasını kolunu koparır, bir kaç senede kendisine bağlı bir sömürge durumuna sokar. Buna en başta özellikle din adamları memleketimizde çoktan isteklidir. Fakat bunu Fransa ile döğüşmeden yapabilmek olanağı bulunamıyacağından istemez. Fakat Türkiye’yi birlik halinde korumak zorunlu görülürse yani bölüşmenin ancak büyük askerî özverilerle yapılabileceğini anlarsa Lâtinleri sokmamak için Amerika düşüncesine yardımcı ve yandaş olur. Nitekim İngiliz siyaset adamları arasında ötedenberi bu düşünceye eğilim var. Morisson gibi ünlü kişiler Amerika’nın Türkiye’de manda almasından yana oluyorlar.

Başka bir çözüm yolu da Türkiye’yi Trakya’dan, İzmir’den, Adana’dan belki de Trabzon’dan ve kesinlikle İstanbul’dan yoksun bıraktıktan sonra eski “kapitülasyon”ları ve boğulmaya hükümlü iç sınırları ile bağımsız bırakmak.

Biz İstanbul’da kendimiz için bütün eski ve yeni Türkiye sınırlarını kavrayacak şekilde geçici bir Amerika mandasını kötülerin en az kötüsü olarak görüyoruz. Nedenlerimiz şunlardır:

  1. Aramızda nasıl olsa hıristiyan azınlıklar kalacaktır. Bunlar hem Osmanlı uyrukluğu haklarından yararlanacaklar, hem de dışarıda bir Avrupa devletine dayanarak karışıklık çıkaracaklar, durmadan işlerimize karışılmasına yol açacaklar, gerçekte bir kabuk niteliğinde olan bağımsızlığımızdan azınlıklar adına her sene parça parça kaybedeceğiz.Düzenli bir hükûmet ve çağdaş bir yönetim kurmak için Patrikhanenin politik ayrıcalıkları, azınlıkların kuvvetli devletler aracılığıyla sürekli korkutması ortadan kalkmalıdır. Küçük ve güçsüz bir Türkiye bunu yapamıyacaktır.
  2. Biribirini yok eden, çıkar, hırsızlık ya da serüven ve ün için yaşayanların sonsuz isteklerini yerine getiren hükûmet anlayışı yerine milletin refah ve gelişmesini sağlamak, halkı, köyleri, sağlığı ve düşünüşü ile çağdaş bir halk haline koyabilecek bir hükûmet anlayışı ve uygulaması bize gereklidir. Bu işin istediği para, uzmanlık ve güç bizde yok. Politik borçlanmalar politik tutsaklığı arttırıyor. Taraf tutma, bilgisizlik ve çok konuşmaktan başka olumlu bir sonuç veren yeni bir hayat yaratamıyoruz.Bugünkü hükûmet adamlarına değer vermese bile, halkı ve halk hükûmeti kurmayı ayrı şeyler sayan Filipin gibi yabanî bir ülkeyi bugün kendi kendine yönetebilen çağdaş bir makina haline koyan Amerika, bu hususta çok işimize geliyor. On beş yirmi sene zorluk çektikten sonra yeni bir Türkiye ve her bireyi öğrenim ve eğitimi, anlayışı ile gerçek bağımsızlığı kafasında ve cebinde taşıyan bir Türkiyeyi ancak yeni dünyanın yeteneği yaratabilir.
  3. Dış rekabetleri ve güçleri memleketimizden uzaklaştırabilecek bir yardımcıya gereksinimimiz var. Bunu ancak Avrupa dışında ve Avrupa’dan güçlü bir elde bulabiliriz.
  4. Bugünkü olup bittiler kalkmak ve hızla davamızı dünyaya karşı savunmak için yeterince kuvveti olan bir devletin yardımcı olmasını istemek gerekir. Yayılımcı Avrupanın bin bir araç ve lânetlenmiş politikasına karşı böyle bir vekil olarak Amerika’yı kendimize kazanarak ortaya atabilirsek Doğu Sorununu da, Türk Sorununu da gelecek için kendimiz çözmüş olacağız.

Bu nedenlerden ötürü süratle istememiz lâzım gelen Amerika da, elbette sakıncasız değildir. Onurumuzdan epey vazgeçmek zorunda bulunuyoruz. Yalnız bazılarının düşündüğü gibi Amerika’nın resmî kimliğinde dinsel eyilim ve taraf tutma yoktur. Hıristiyanlara para verecek misyoner kadını Amerika’sı, Amerika’nın yönetim makinasında bir yer tutmaz. Amerika’nın yönetim makinası dinsiz ve millîyetsizdir. O çok düzenli değişik cins ve mezhepte adamları çok bağdaşık bir şekilde bir arada tutmanın yolunu biliyor.

Amerika doğuda mandaterlik ve Avrupa’da başına dert almak yanlısı değildir. Ama onların onur işi saydıkları, yöntem ve ülküleri Avrupa’ya üstün bir millet olmak isteğidir. Bir millet, içtenlikle Amerika milletine başvurursa, girdikleri memleket ve milletin yasına nasıl bir yönetim kurabileceklerini Avrupa’ya göstermek isterler.

Resmî Amerika’nın önemli adamları arasında bizden yana epeyce bir eğilim oldu. İstanbul’a Ermeni dostu olarak gelen birçok önemli Amerikalılar, Türk dostu ve Türk propagandacısı olarak döndüler.

Bu akımı yansıtan resmî ve özel Amerika’nın düşüncesi gizli olarak şudur: Türkiye’yi olduğu gibi hiçbir parçaya ayırmamak, eski sınırları içinde bütün olarak korumak koşuluyla genel ve birtek manda almak istiyorlar. Suriye, Amerika Komisyonu orada iken genel bir kongre yaparak Amerika’yı istemiştir. Amerika da Suriye’nin bu isteği çok sıcak karşılanmıştır.

Resmî Amerika bizim topraklarımız üzerinde Ermenistan oluşturmaya eğilimli görünmüyor. Eğer manda alırlarsa bütün milletleri eşit şartlar altında bir memleket çocuğu sayacakları nı en önemli çevrelerden haber aldım.

Fakat Avrupa kesinlikle bir Ermenistan sorunu yaratmak - özellikle İngiltere – Ermenilere ödünler vermek istiyor. Amerikan kamu oyunda zulüm görmüş Ermeniler adına bir oyun oynamaya çalışıyor. Avrupa korkusu bizim yandaşları düşündürüyor. Reşat Hikmet Bey gibi Cami Bey gibi hatta ulusal birliği oluşturan diplomatlarımızın bile Ermeni sorunu için bir çözüm yolu önerileri var. Size resmî olarak yazılıyor.

Çok tehlikeli anlar geçiriyoruz. Anadolu’da yapılanları dikkat ve sevgi ile izleyen bir Amerika var. Hükûmet ve İngilizler bunun, hıristiyanları öldürmek, ittihatçıları geri getirmek için yapılan bir iş olduğu düşüncesini Amerika’ya aşılamaya el birliğile çalışıyorlar.

Her an bu ulusal davranışları durdurmak için kuvvet gönderilmesi düşünülüyor, bunun için İngilizleri kandırmaya çalışıyorlar. Ulusal davranış hızla ve olumlu isteklerle hemen ortaya çıkarsa (ve hıristiyan düşmanlığı gibi bir rengi de olmazsa) Amerika’da hemen destekci bulacağına yine çok önemli çevreler teminat veriyorlar.

Amerika komüsyonunu Sıvas Kongresi toplanıncaya kadar alıkoymaya çalışıyoruz. Belki kongreye Amerikalı bir gazeteci göndermeyi bile başarabileceğiz.

İşte bütün bunlar karşısında, davamızın destekçisi olabilmesi için, bu fırsat dakikalarını yitirmeden bölünme ve çökme korkusu karşısında, kendimizi Amerika’ya başvurmaya zorunlu görüyoruz. Vasıf Bey kardeşimizle bu hususta ortak olan noktaları kendisi de ayrıca yazacaktır.

Türkiye’yi dayanç ve irade sahibi geniş düşünceli bir iki kişi belki kurtarabilir. Serüven ve savaş devri artık geçmiştir. Gelecek için gelişme ve birlik savaşı açmak zorundayız. Sınırlarında bu kadar çok evlâdı ölen zavallı memleketimizin düşünce ve uygarlık savaşında kaç tane şehidi var? Biz Türkiye’nin hayırlı evlâtlarından yarının yapıcıları olmalarını istiyoruz. Rauf Bey kardeşimle, sizin ortakça, temelleri bile çöken, zavallı memleketimiz için uzakları görerek düşünüp çalışmanızı bekliyoruz.

Saygılarımı gönderir, başarınız için dua ederim. Ulusal davada canıyla başıyla çalışanlar arasında sade bir Türk askeri alçak gönüllülüğü ile sizinle birlikte olduğumu bildiririm.

10 Ağustos 1919 Halide Edip
Afyon, 13/8/1919

K.O. 15 Komutanlığına

Mustafa Kemal Paşa’ya özeldir: İstanbul’daki çeşitli partilerin birleşerek Amerika komüsyonuna verilmek üzere aldıkları kararlar aşağıda sunulmuştur.

  1. Ermenistan için Türkiye’nin doğu sınırı üzerinde Ermenilerin işine yarayacak bir toprak parçası bırakmayı doğu illeri Türklerinin ve orada iş başında bulunan büyüklerinin gelecekteki refahını ve bağımsızca gelişmesini düşünerek, kabul edebilecekleri düşüncesinde oldukları, ancak, bu düşüncelerini, oradaki Kürtlerle işbirliği yapmış olmak ve Kürtlerin de Ermenilere toprak vermek düşüncesine, kesinlikle yatkın olmamaları nedenile, açıklamaktan yana olmadıklarını ve hatta açıklasalar bile, oradaki Türk çoğunluğunun, aşağıdaki koşulların gerçekleşeceği yolunda kendilerine sağlam söz verilmedikce, bu düşüncede Kürtlerden ayrılmıyacağını sandıklarını; şöyle ki; birincisi, Türk ve Kürt çoğunluğunun ve aralarındaki başka azınlıkların bulunduğu toprakların bütünlüğü; ikincisici, Türk bağımsızlığının tam olarak sağlanması ve edimli olarak perçinleştirilmesi; üçüncüsü, Türkiye’nin çağdaş ilerlemelere ulaşabilmesi için bağımsızca gelişmesine engel olan kayıtların kaldırılması ile Wilson prensiplerinde söz verildiği gibi bağımsızlık ve haklarından en güvenilir bir şekilde yararlanmasına olanak bırakılması; dördüncü olarak, bu konularda ve Türklerin ilerlemelerinin
    çabuklaştırılmasında Amerika’nın bize yardımını Milletler Cemiyeti’ne karşı yüklenmesi.
  2. Boşaltılacak topraklardan çıkarılacak olan Türk ve Kürtlerin yeni taşınacakları topraklara hemen yerleştirilmesi ve bu topraklardan gecikmeden yararlanmalarının sağlanması için Amerika’nın yardım etmesi.
  3. Oralarda ve özellikle Erzincan ve Sıvas arasında yoğun bir halde bulunan Ermenilerin de yeni Ermenistan sınırları içine taşınmalarının sağlanması.
  4. Ermenistan adına ve hesabına olarak meydana gelmesini olası gördüğümüz toprak bırakma işi bağımsız bir Ermenistan adına değil ancak büyük ve uygar bir devletin mandası altında çalışacak çağdaş bir devlet adına olacaktır. Çünkü bugünkü Ermenistan’a toprak bırakmak Türkiye’nin başına ikinci bir Makedonya çıkarmak demek olduğu gibi Kafkasya için de bir ortam yaratmak demektir.
  5. Bütün bunlar tartışılabilir bir “öneri” niteliğindedir. Bunların kesin nitelik kazanması için memleketteki komüsyonlarla ilişki kurmak mümkün olursa oraya Amerika komüsyonundan bir kişinin gönderilmesi çok gereklidir.
  6. Ve en son olarak işin yasaya ve töreye uygun hale konulması için Ulusal Osmanlı Meclisine bırakılması doğaldır.

K.O. 12 Komutanı Salâhattin

Bu kategorideki yazılarda; Mustafa Kemal Atatürk tarafından kaleme alınan NUTUK, bölüm bölüm, tarihsel bir sırayla yayınlanmaktadır. Çeviri için verdiği emekler için, Sn. Bedi Yazıcı’ya teşekkürü bir borç biliyorum. Yazıların ana kaynağına bu adresten ulaşabilirsiniz.
Nutuk’un pdf versiyonuna bu adresten ulaşabilirsiniz.

NUTUK Bölüm 47

Monday, May 19th, 1919

Sivas Kongresi’nin Ugraştıgı İşler

Sıvas Kongresi’nin, görüşme gündemini, Erzurum Kongresi’nin tüzük ve bildirisi içeriği ve bir de bizim Sıvas’a varışımızdan evvel gelmiş olan yirmi beş kadar üyenin hazırladığı bir not oluşturacaktı.

İlk açılış günü olan 4 Eylûl günü ile beşinci, altıncı günler, yani üç gün, ittihatçı olmadığımızı sağlama bağlamakla ve and içmek gereğiyle ve andın metnini hazırlamakla; padişaha sunulacak yazıyı kaleme almakla ve Kongrenin açılışı dolayısı ile gelen telgraşara karşılık vermekle ve özellikle Kongre, siyasetle uğraşacak mı, uğraşmayacak mı konusunu tartışmakla geçti. içinde bulunulandi dişmeler ve uğraşılar, siyasetten başka bir şey değil iken bu son tartışma konusuna şaşılmaz mı?

Sonunda, Kongrenin dördüncü günü asıl amaca değindik ve aynı günde, Erzurum Kongresi Tüzüğü içeriğini görüşerek hemen sonuca bağladık. Bunun nedeni Erzurum Kongresi Tüzüğünde yapılması gereken değişiklikleri önceden hazırlamış ve gerekenleri aydınlatmış bulunmamızdı.

Bununla birlikte, yapılan değişiklik, sonraları birtakım karşı çıkmalar ve anlaşmazlıklar ve birçok yazışma ve tartışmalara neden olduğu için, değiştirilen bu noktaların önemlilerine değineceğim:

  1. Derneğin adı “Doğu Anadolu Hakları Savunma Derneği” idi. “Anadolu ve Rumeli Hakları Savunma Derneği” oldu.
  2. “Temsilci Kurul, Doğu Anadolu’nun tümünü temsil eder” sözleri yerine “Temsilci Kurul vatanın tümünü temsil eder” dendi. Üyelere de altı kişi daha eklendi.
  3. “Başkalarının ne türden olursa olsun yurdumuza girmelerini ve işlerimize karışmalarını, Rumluk ve Ermenilik kurma amacına yönelik sayacağımızdan birlik olarak savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir” yerine “Başkalarının ne türden olursa olsun yurdumuza girmeleri ve işlerimize karışmaları ve özellikle Rumluk ve Ermenilik kurma amacına yönelik davranışların durdurulması konularında elbirliği ile savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir.” denildi.Bu iki cümledeki fark, anlam bakımından elbette çok büyüktür. Birincisinde İtilâf Devletleri’ne karşı düşmanca tutum ve direnişlerden söz edilmiyor. İkincisinde bu husus açıklık kazanıyor.
  4. Tüzükte, dördüncü maddeyi oluşturan iş oldukça tartışmaya neden oldu. Madde şu idi:

“Osmanlı Hükûmeti’nin devletlerin bir baskısı karşısında buraları (yani doğu illerini) bırakmak ve gözden çıkarmak zorunda bulunduğu anlaşılırsa alınacak yönetimsel, siyasî, askerî durumların belirlenip saptanması” yani geçici yönetim kurulması işi.

Sıvas Kongresi Tüzüğünde bu maddedeki “buraları” yerine “yurdumuzun herhangi bir parçasını bırakmak ve gözden çıkarmak…” şeklinde kapsamlı ve genel sözler kondu.

Bundan sonra 8 Eylûl toplantısında, sözünü ettiğim nota değinildi. Bu notta başlıca Amerika mandası ((Manda - mandater = Kendi kendini yönetme yeteneğinden yoksun sayılan bazı milletlerin bir süre Milletler Cemiyeti (şimdiki Birleşmiş Milletlere benzeyen uluslararası bir örgüt adına vesayet altına alınması (manda) ve ülke yönetiminin “vasi” (mandater) sıfatı ile, savaştan galip çıkanlardan biri tarafından yönetilmesi (BY) )) işi söz konusuydu.

Bu kategorideki yazılarda; Mustafa Kemal Atatürk tarafından kaleme alınan NUTUK, bölüm bölüm, tarihsel bir sırayla yayınlanmaktadır. Çeviri için verdiği emekler için, Sn. Bedi Yazıcı’ya teşekkürü bir borç biliyorum. Yazıların ana kaynağına bu adresten ulaşabilirsiniz.
Nutuk’un pdf versiyonuna bu adresten ulaşabilirsiniz.

NUTUK Bölüm 46

Monday, May 19th, 1919

Sivas Kongresi Açılıyor

Sıvas Kongresi, 1919 Eylül’ünün 4 üncü perşembe günü öğleden sonra ikide açıldı.

Öğleden evvel delegeler arasında bulunan ve ötedenberi kendisini tanıdığım Hüsrev Sami Bey yanıma gelerek şöyle bir bilgi verdi: “Rauf Bey ve başka kişiler, Bekir Sami Bey’in evinde özel bir toplantı yapmışlar ve beni başkan yapmamaya karar vermişler.” Arkadaşların, özellikle Rauf Beyin, böyle bir davranışına hiç ihtimal vermedim ve Hüsrev Sami Bey’e, açıkça söyleyeyim ki, biraz ağırca olarak, böyle anlamsız sözleri bana ulaştırmamasını ihtar ettim. Verdiği haberin aslı olmak olanak ve olasılığı bulunmadığını, arkadaşlar arasında, yanlış anlamlara yol açacak sözler söylemenin uygun olmadığını da ekledim.

Efendiler, ben, bu Kongrede başkanlık konusuna önem vermiyordum. Başkanlığa, belki yaşlı bir kimsenin getirilmesinin uygun olacağını düşünüyordum. Bu amaçla bazı arkadaşların da ne düşündüklerini sordum. Bu arada, Kongre salonuna girmezden önce koridorda Rauf Bey’e rastladım. “Kimi başkan yapalım?” dedim. Rauf Bey, sanki sinirli bir sesle, önceden söylemeye hazırlanmış olduğu o andaki durumundan anlaşılan bir davranışla ve keskin bir dille: “Sen başkan olmamalısın!” dedi. Derhal Hüsrev Sami Bey’in verdiğ i bilginin doğruluğuna inandım ve elbette üzüldüm. Her ne kadar, Erzurum Kongresi’nde de benim başkanlığımı sakıncalı görenler vardı. Fakat onların ne nitelikte insanlar olduğunu açıklamıştım. Bu defa, en yakın arkadaşlarımın, aynı görüşü belirtmeleri beni düşündürdü. Rauf Bey’e: “Anladım, Bekir Sami Bey’in evinde aldığınız kararı bana bildiriyorsun.” dedim ve karşılıkvermesini beklemeden yanından uzaklaşarak Kongre salonuna girdim.

Kongrenin açılışının ardından ilk söz alan bir yüksek kişinin, Kongre tutanağına olduğu gibi geçirilmiş olan şu sözlerini işittik.

“Efendim, şimdi doğal olarak başkanlık işi sözkonusu olacak. Ben başkanlığın birer gün ya da birer hafta sürmek üzere değişe değişe yapılmasını ve üye veya temsil edilen il ve sancak isimlerinin baş harşerine göre alfabe sırasile yapılmasını öneriyorum.”

Efendiler, tuhaf rastlantıdır ki, bu önerinin sahibinin temsil ettiği ilin adı A (Elif) ile başladığı gibi kendi isminin de ilk harfi A (Elif) idi. Ben, çağrı yapan kimse olarak bir nutuk okuyarak (Belge 54), Kongreyi açtıktan sonra, geçici olarak, başkanlık kürsüsünde bulunuyordum.

” - Bu neden gerekiyor, Efendim?” diye sordum.

Öneri sahibi;

“Böylece işin içine senlik benlik karışmamış olacağı gibi dışarıya karşı da, eşitliğe uyduğumuzdan, iyi etki yapmış olur” dedi.

Efendiler, ben, vatanın, öneri sahibiyle birlikte, bütün milletin, hepimizin nasıl bir felâket çıkmazı içinde bulunduğumuzu, göz önüne getirerek, kurtuluş çaresi, olduğuna inandığım girişimleri, sonsuz zorluklar ve engeller olsa da, nesnel, tinsel tüm varlığımızla, yürütmeye çalışırken benim, en yakın arkadaşlarım daha dün İstanbul’dan gelmiş ve doğal olarak durumun iç yüzünü bilmez, saygı duyduğum ihtiyar bir kişi ağzından, bana, senlikten benlikten söz ediyorlar.

Bu öneriyi oya koydum. Çoğunlukla geri çevirdiler ve başkan seçimini gizli oyla yaptırdım. Üç oy dışında tüm oylarla beni başkan seçtiler.

Bu kategorideki yazılarda; Mustafa Kemal Atatürk tarafından kaleme alınan NUTUK, bölüm bölüm, tarihsel bir sırayla yayınlanmaktadır. Çeviri için verdiği emekler için, Sn. Bedi Yazıcı’ya teşekkürü bir borç biliyorum. Yazıların ana kaynağına bu adresten ulaşabilirsiniz.
Nutuk’un pdf versiyonuna bu adresten ulaşabilirsiniz.

NUTUK Bölüm 45

Monday, May 19th, 1919

Sivas Yolunda

Amasya’dan, Erzurum’a gelirken, Sıvas’ta küçük bir öyküye konu olan olayı hatırlarsınız. Tuhaftır ki, Erzurum’dan Sıvas’a giderken de buna benzer küçük bir duruma rastladık. Erzincan’dan batıya doğru yola çıktığımız günün sabahı, Erzincan Boğazı girişine gelir gelmez, bir takım jandarma er ve subaylarının, heyecanlı ve telâşlı bir şekilde otomobillerimizi durdurduklarını gördük.

Durumu açıkladılar:

“Dersim Kürtleri Boğazı tutmuşlardır. Tehlike var. Geçilemez.”

Bir subay, merkeze kuvvet gönderilmesini yazmış. O kuvvet gelince, önlem alacak, saldıracak, bu eşkıyayı kovacak ve yolu açacakmış…

Peki iyi ama, bu eşkıyanın kuvveti nedir, neresini nasıl tutmuş, ne kadar kuvvet gelecek ve ne vakit gelecek?.

Bu bilmeceler çözümleninceye kadar, geri, Erzincan’a dönmek ve kim bilir kaç gün beklemek gerek. Bizim ise, işimiz pek ivedi idi. Ben, Erzurum ile Sıvas arasındaki uzaklığı belirli sürede alıp belirtilmiş olan günde, Sıvas’ta bulunamazsam, şurada veya burada şu veya bu nedenle korkup beklediğim, Sıvas’ta ve her tarafta yaygın şekilde duyulursa panik başlıyabilir, işler altüst olabilirdi.

O halde karar? Tehlikeyi göze alıp yola devam etmek. Başka çaremiz de yok idi. Yalnız ufak bir önlem almayı uygun buldum.

Ellerinde hafif makineli tüfekler bulunan, özverili arkadaşlarımızdan birkaçını bugün bir alay komutanı olan Osman Bey, ki Tufan Bey adıyla tanınır, bunların başında idi bir otomobil ile kendi otomobilimizin önüne geçirdik. Sağdan soldan gelecek, uzaktan açılmış ateşlere önem verilmeyerek otomobiller hızla şose üzerinde ilerlemeye devam edecekler. Vurulan, ölen olursa, onlarla meşgul olunmayacak. Tam şose üzerinde ve yakınında, şoseyi kapatan eşkıya ile karşılaşılırsa, hep otomobillerden atlayacağız ve bunlara saldırarak yolu açacağız ve kalanlar yeniden kullanılabilir durumdaki otomobillere binerek hızla ileriye doğru uzaklaşarak yola devam edeceker…

İşte verilen emir de bu idi…

Bu düzenleme ve davranışı, akla yakın ve güvenilir görmeyenler bulunabilir. Her ne kadar bu tarihlerde Elazığ Valisi Ali Galip Bey’in Dersim’de dolaştığı ve bazı karıştırıcı işler yapıp bu yolda düzenler kurmaya çalıştığı biliniyor idiyse de açıklayayım ki, ben, her şeyden önce, Boğazın gerçekten tutulduğuna inanmadım. Bunu, İstanbul Hükümeti’nin yardakçısı olabileceğini tahmin ettiğim bazı kimseler tarafından, salt, beni durmaya zorlamak için uydurulan, bir plân saydım. Bir de, Dersim Kürtleri boğazı tutmuşlarsa, bunların yapabilecekleri işin, uzak tepelerden yola ateş etmekten başka bir şey olamayacağını, çok olası görüyordum.

Kısacası, yürüdük, boğazı geçtik ve 2 Eylül 1919 günü Sıvas’a ulaştık. Halkın şehrin çok uzaklarından başlayan büyük ve parlak gösterileri ile karşılandık.

Üçüncü Kolordu Komutanı olan Salâhaddin Bey, Sıvas’ta bulunuyordu. Vali Paşa ile birlikte, Kongreye gelen delegelerin yerleştirilmesinde ve Temsilci Kurul için lise binasının ve Kongre salonunun hazırlanmasında her türlü düzenlemelerin yapılmasında konukseverliğe örnek olacak şekilde olağanüstü çalışmışlardı.

Refet Bey orada değildi. Nerede bulunduğunu da kimse bilmiyordu. Oysa, 7 Temmuz 1919 tarihli direktişmiz uyarınca, kendi bölgesi olan Üçüncü Kolordu bölgesinden ayrılmamak gerekli ve özellikle tam Sıvas’ta Kongre toplanacağı günlerde orada bulunması uygun idi. Yazışmalarla kendisinin Ankara’da olduğu anlaşıldı. Ankara’da Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’ya “hemen ve kesinlikle Sıvas’a gönderilmesini” emrettim. 7 Eylül’de geldi ve Temsilci Kurul üyesi olarak tarafımdan Kongre üyelerine tanıtıldı.

Efendiler, bizden evvel gelmiş olan delegeler, varışımızı beklerken, aralarında toplantılar yapmışlar ve bazı hazırlık projeleri kaleme almışlar.

Varışımızdan sonra da bazı özel toplantılar ve görüşmeler olmuş ve bu kere bir takım kararlar da verilmiş. izin verirseniz, çok karakteristik olduğu için, bu noktayı açıklayayım:

Bu kategorideki yazılarda; Mustafa Kemal Atatürk tarafından kaleme alınan NUTUK, bölüm bölüm, tarihsel bir sırayla yayınlanmaktadır. Çeviri için verdiği emekler için, Sn. Bedi Yazıcı’ya teşekkürü bir borç biliyorum. Yazıların ana kaynağına bu adresten ulaşabilirsiniz.
Nutuk’un pdf versiyonuna bu adresten ulaşabilirsiniz.

NUTUK Bölüm 44

Monday, May 19th, 1919

Erzurum’dan Ayrılma Gerekliliği

Artık, Erzurum’dan ayrılmak gerekiyordu. Ama şimdiye kadar verdiğim bilgilerden anlaşılmıştır ki, Sıvas Kongresi, doğu ve batı illerinin ve Trakya’nın yani bütün memleketin birliğini sağlamak amacına yönelik idi. Bu nedenle doğu illerinin, bu kongrede, delegeleri bulunmak gerekirdi. Bu illerden, Sıvas Kongresi için delege seçtirmeye kalkışmak pratik olmayan bir düşünceydi. Erzurum Kongresi’ni yapan delegeleri Sıvas’a göndermeye kalkışmanın da olanak dışı olduğu anlaşılıyordu. Kaldı ki geldikleri yerlerden doğu illerinin haklarını savunmak için yetki almış olan bu delegelerin daha genel bir amaca ilişkin yetkileri de yok idi. Yine bu görüşle, Erzurum Kongresi’nin Sıvas Kongresi’ne doğu illeri adına bir delegeler heyeti göndermeye yetkisi olamıyacağı da meydanda idi.

Yeniden delege seçtirmeye kalkışmak ne kadar pratik olmayan birşeyidiyse de, kuramsal düşünceler çerçevesi içinde, sıkışıp kalmak da o kadar işe yaramazdı.

En kolay ve çıkar yol, Doğu illeri Hakları Savunma Derneğinin, Temsilci Kurulunu Sıvas’a götürüp kongreye sokmaktan başka bir şey değildi.

Üyelerden Mutki aşireti başkanının, Mutki dağlarından çıkmaktan korktuğunu ben kendim bilirdim. Siirt Meb’usu Sadullah Bey ortada yok.

Servet ve İzzet Beyler, kongre biter bitmez birer sudan özürle Trabzona gitmiş bulunuyorlar.

Erzurum’da Rauf Bey ve Raif Efendi var. Raif Efendi de özür bildiriyor.

Yolumuzda Erzincan’da şeyh Fevzi Efendi’yi bulabileceğiz.

Servet ve İzzet Bey’leri çağırdım, gelmediler. Raif Efendiye bize katılması için rica ettik, kabul etti.

Sonunda, Temsilci Kurul üyesi olarak, Erzurum’dan üç kişi, Erzincan’dan bir kişi ve Sıvas’ta bulduğumuz Bekir Sami Bey’le beş kişi olduk ve Sivas Kongresi’ni oluşturan delegelerin belgelerini incelemek gereği his olunduğu vakit, ben, orada şöyle bir belge yazdım ve altını Temsilci Kurul mührüyle mühürledim.

“Temsilci Kuruldan:
Mustafa Kemal Paşa,
Rauf Bey,
Din bilginlerinden Raif Efendi,
Şeyh Fevzi Efendi,
Bekir Sami Bey,

Yukarıda adları yazılan kişiler, Doğu Anadolu adına Sivas Kongresi’nde bulunmak üzere Erzurum Kongresi’nce görevlendirilmişlerdir.

(Mühür)”

Efendiler, Erzurum’dan ayrıldığımız tarih 29 Ağustos 1919 dur.

Bu kategorideki yazılarda; Mustafa Kemal Atatürk tarafından kaleme alınan NUTUK, bölüm bölüm, tarihsel bir sırayla yayınlanmaktadır. Çeviri için verdiği emekler için, Sn. Bedi Yazıcı’ya teşekkürü bir borç biliyorum. Yazıların ana kaynağına bu adresten ulaşabilirsiniz.
Nutuk’un pdf versiyonuna bu adresten ulaşabilirsiniz.

NUTUK Bölüm 43

Monday, May 19th, 1919

Sivas Valisinin Kaygıları

Sıvas’ın kaynaşması şöylece öğrenildi. 20 Ağustos günü öğleyin, Sıvas Valisi Reşit Paşa tarafından telgraf başına çağrıldığımda Paşa’nın uzun bir telgrafı veriliyordu. O telgraf budur:

Erzurum’da Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne,

Önce, rahatsız ettiğim için beni hoşgörmenizi ve sağlığınız hakkında bilgi vermenizi rica ederim. Rahatsız etmekteki amacımı belirtip açıklıyayım Efendim. Dış görünüşe göre Fransızlara ait kurumları teslim almak, gerçekte ise buraların durumları hakkında incelemelerde bulunmak üzere, Cizvit papazları ile birlikte İstanbul’dan evvelki gün Sıvas’a gelerek valiliğe uğrayan Fransız subaylarına karşılık vermek için dün sabah yanlarına gitmiştim. Buluşma ve görüşmelerin sonunda orada bulunan Fransız Binbaşılarından Jandarma Müfettişi Mösyö Brunot biraz başbaşa görüşmek istediğini belirterek beni başka bir odaya aldı. Söylediği sözleri olduğu gibi aktarıyorum:

Mustafa Kemal Paşa ile Kongre üyelerinin Sıvas’a gelip burada da bir kongre yapacakları nı işittim. Bunu İstanbul’dan gelen Fransız subayları söylediler. Sizinle bu kadar içtenlikle görüşüp kişiliğinize karşı pek çok hörmet beslerken bu konuyu benden gizlemenize çok üzüldüm dedi. Ben de gerekli gelen karşıtı vererek kendisini inandırmaya çalıştımsa da son söz olarak;

“eğer Mustafa Kemal Paşa Sıvas’a gelir ve burada kongre toplamaya girişirse beş on gün içinde buraların işgal altına alınması kararlaştırılmış olduğunu kesinlikle biliyorum. şimdi inanmazsanız, olup bitince inanırsanız. O zaman ülkenizin yıkımına neden olanlar arasına, siz de girmiş olursunuz”

sözlerini sarfetti. İçişleri Bakanlığından dün aldığım şifreli telgraf da başka şekilde yazılmakla birlikte aynı kanaati verecek yolda idi. Yeni gelen Fransız subaylarından biri de dün Kolordu Komutanı ile uzun uzadıya görüşerek kongre hakkında Komutan Beyefendinin düşüncelerini öğrenmeye çalıştığı gibi bu sabah da Mösyö Brunot bana gelerek saat alafranga 3 de öbür Fransız subaylarile birlikte kongre hakkında görüşüleceğini ve fakat kendisinin aradaki içtenlik nedenile daha evvel ayrıca görüşmek istediğini söyledi. Bir süre konuşulduktan sonra sonuç olarak şunu da söyledi.

“Ben dündenberi bu iş üzerinde pek çok düşündüm. Sonunda şuna karar verdim ki eğer Mustafa Kemal Paşa ile Kongre üyeleri Sıvas Kongresi’nde itilâf Devletlerine karşı kışkırtmalarda bulunmazlar ve onlar hakkında saldırıcı dil kullanmazlarsa Kongrenin toplanmasında hiçbir sakınca yoktur. Bizzat ben kendim General Franchet d’Esperey’e yazar, Mustafa Kemal Paşa hakkındaki tutuklama emrini geri aldırır ve kongrenin toplanmasına karşı çıkılmaması hakkında içişleri Bakanlığından size emir verdiririm. Fakat şu şartla ki, siz de benden hiçbir hususu saklamıyacaksınız ve yakın dostluğumuzdan dolayı daima birbirimize karşı açık bir dil kullanacağız. Yalnız kongrenin toplantı tarihini öğrenmek gerekir”

dedi. Ben de kendisine bu konuda kesin bir şey bilmediğimi ve öğrendiğ imde kendisine haber vereceğimi ve aradaki dostluk nedenile hiçbir şeyi saklamıyacağımı söyledim. Binbaşının işgal konusunda dünkü konuşma kesinliğine karşın bugünkü yumuşaklığının nedenini yüksek dikkatinize sunmayı ödev ve bu konuda ayrıntılara girmeyi gereksiz sayarım. Açıkça anlaşılıyor ki bunların düşündükleri kongreyi Sıvas’ta toplatmayı onaylar görünerek Kongrenin sayın üyelerile sizi burada toplandırmak ve el altından hazırlıklarda bulunarak tüm arkadaşları ele geçirmekten ve aynı zamanda işgal işini de olup bitti haline koymaktan başka bir şey değildir. Dün akşam içişleri Bakanlığından aldığım bir şifre telgraf da başka şekilde yazılmış olmakla birlikte hemen hemen eş anlamda idi. İşte ben her gerçeği, gizli tutulmak ricasile Efendimize bildiriyorum. Bundan sonra izlenecek yolun belirlenmesi size düşer. Entrikalı bir tehlikenin bu kadar yakın ve adeta el ile tutulacak durumda olduğunu bilip dururken olup bitenden size haber vermemeyi ve bundan dolayı Sıvas’ta kongre yapmaktan vaz geçilmesini size bildirmemeyi vicdanıma sığdıramadım. işte bunun için sizden ve orada bulunan diğer değerli arkadaşlardan pek çok rica ederim ki ikinci bir kongrenin ne olursa olsun yapılmasına kesin gerek yoksa, vazgeçilsin Var ise, dört taraftan işgali pek kolay olan Sıvasın toplantı yeri olmasından vazgeçilerek işgal olasılığı pek uzak olan Erzurum’da ya da uygun bulunursa Erzincan’da toplanması için gereğinin yapılmasına başlanmasını ülke esenliği adına çok rica ederim. Kolordu Komutanı Salâhaddin Beyefendi de bu noktadaki görüşünü ayrıca Kâzım Paşa Hazretleri aracılığıyla size yazacaklardır. şimdi yanımda bulunan eski Sıvas Meb’usu Rasim Bey de eski Erzurum Meb’usu Hoca Raif Efendi Hazretleri’ne bu konudaki bildiklerini ve düşündüklerini içeren bir telgraf verecektir. Doğaldır ki okunduktan sonra Hoca Raif Efendi Hazretleri’nin ılıcadan dönüşünde kendilerine lûtfen yollarsınız. işte efendim durum bu merkezdedir. Su götürmez yurtseverliğinize karşı sizi fazla rahatsız etmekten çekinir ve yanıtsal emrinizi beklerim

Efendim. İşte Rasim Beyin telgrafı.

Reşit

Bu telgrafa orada verdiğim karşılığı olduğu gibi bildireceğim. Ertesi gün Temsilci Kurul adına da, eş anlamlı, uzun bir telgraf ile yatıştırılıp ve güvenlendirilmeye çalışıldı (Belge 43). Ayrıca Kadı Hasbi Efendi’ye de dolaylı yoldan bir telgraf verildi (Belge 44). Kolordu Komutanı’na da gereği gibi yazıldı (Belge 45). Rasim Bey’e de gönlü rahat etsin diye ben kendim yazdım (Belge 46).

Sıvas Valisi Reşit Paşa Hazretleri’ne 20 Ağustos 1919 Saat: 1 den sonra

Verdiğiniz bilgilere ve yüksek görüşlerinize özellikle teşekkür ederim. Mösyö Brunot ve arkadaşlarının korkutmak için söylediklerini yüzdeyüz kuru sıkı sayarım. Sıvas Kongresi’nin toplanması yeni bir şey olmayıp aylarca önceden dünyaca bilinmiş bir girişimdir. Tuhaftır ki İstanbul’da bulunan yetkili Fransız siyaset adamlarının da bana gönderdikleri haberler,
Anadolu’da ulusca yapılmakta olan girişimlerin pek haklı ve yasal olduğu ve milletimizin istekleri kendilerine açık seçik olarak bildirilirse iyi karşılayacakları ve uygulanmasını üstlenecekleri hakkında şimdiden yazılı güvence vermeye hazır oldukları yolundadır. Mösyö Brunot’nun ikinci görüşmede dilini değiştirip yumuşaması, beni kendilerine kazanmaya yönelik olabilir. Fransızlar tarafından Binbaşı Brunot’nun dediği gibi beş on günde Sıvas’ın işgali o kadar kolay bir şey değildir. Sizin de anımsamanız gerekir ki İngilizler bu konuda korkutmalarında daha ileri giderek Batum’daki askerlerinin Samsun’a çıkarılmasınakarar verdiler ve hatta özellikle beni korkutmak için bir tabur da çıkardılar. Ancak bu girişime karşın, milletin kuvvetli bir iman ve ateş ile karşılık vereceği gerçeği de kendilerinceanlaşılınca, hem kararlarından vazgeçmeye ve hem de Samsun’a çıkarmış oldukları askerler ile birlikte orada bulunan taburu da başka yere taşımak zorunda kalmışlardır. Sıvas Kongresi’nde görüşülecek konular, Erzurum Kongresi Bildirisi içeriğinden kolayca anlaşılabileceğine göre Kongrede itilâf Devletleri’ne karşı kışkırtmalarda bulunmak gibi amaçlar hiçyoktur. Burada şunu da belirteyim ki ben ne Fransızların ve ne de herhangi bir yabancı devletin yardımına tenezzül edecek kişilerden değilim. Benim için en büyük sığınılacak yer ve yardım kaynağı milletimin sinesidir. Kongrenin gerekliliği ve toplanma zaman ve yeri konusunda etki yapmak, benim kişisel kararımdan pek çok etkili olan millet kararına bağlı olan bir şeydir. Yalnız düşündüğünüz gibi Fransızların, Kongre üyelerinin Sıvas’ta toplanmasını ister görünerek sonradan üyeleri ele geçirmeye olanak bulması bence gerçekleşmesi çok uzak kuruntulardandır. Bütün yazdıklarımı olduğu gibi Mösyö Brunot’ya söylemenizden hiçbir sakınca görmüyorum ve böylece Mösyö Brunot ve arkadaşlarına, milletimizin haklarını korumak ve bağımsızlığını savunmak için Erzurum Kongresi Bildirisi ilebütün dünyaya olduğu gibi kendilerinin İstanbul’daki siyasî temsilcilerine de bildirmiş olduğu ana kararları uygulamakta hiçbir şekilde ve hiçbir nedenle duraksama olmasına olanak bulunmadığı öğrenilmiş olur. Mösyö Brunot bilmelidir ki Fransızların Sıvas’ı işgale karar vermeleri kendilerine pek pahalıya mal olabilecek yeni kuvvetlerle ve çok paralarla yeni bir savaşan karar vermelerine bağlıdır. Böyle bir karar, Jandarma Binbaşısı Mösyö Brunot ve arkadaşları arasında görüşülse bile, buna Fransız milletince uyulabileceğine ihtimal verilemez.

Meb’us Rasim Beyin Raif Efendi Hazretleri’ne olan telgrafını okudum. Korkmaya yer olmadığının kendilerine lûtfen bildirilmesini rica ederim.

Gerek bana vermiş olduğunuz bilgilerle düşünceleri ve gerek Rasim Bey’in telgrafını Temsilci Kurula olduğu gibi vereceğim. Bu nedenle Sıvas Kongresi hakkındaki kesin karar ancak Temsilci Kurulun görüşmeleri sonucunda belirecektir. Kararlaştırılacak şekil elbette size bildirilecektir. Yalnız bugün için ricam, Brunot’nun korkutmalarının halka açıklanmasile moralin bozulmasını önlemenizdir. Özel saygılarımın kabulünü ve Salâhaddin ve Refet Beyefendi’lere selâmımın bildirilmesini çok rica ederim Sayın Paşa Hazretleri.

Mustafa Kemal

(Verilen karşılık üzerine Reşit Paşadan alınan ikinci telgraftır.)

Ben anlayabildiğim kadarını Efendimize sunmakla vicdâni ödevimi yapmış oluyorum. İstanbul’daki Fransız ileri gelenlerinin düşünüşlerini ve size karşı olan yüklenimlerinin ne ölçüde güvenilir olduğunu kestiremem. Söz götürmez yurtseverliğiniz açısından vatanın esenliği söz konusu olduğuna göre iyice düşünerek gereken yolun sağlanması, size ve Yüksek Kongre üyelerinden orada bulunan sayın kişilere düşer. Emirlerinizi yapacağımı bildirir özel saygılarımı sunarım Efendim.

Reşit

Efendiler, Diyarbakır ve Bitlis çevresinde, halkı aydınlatmak amacıyla, aralarında ordu komutanı olarak, bulunduğum sıralarda benim bir kısmını tanıdığım ileri gelenlere özel mektuplar yazdım ve Van, Bayazıt yörelerinde bulunan bazı aşiret başkanlarıyla da ilişki ve bağlantı sağladım (Belge 47, Belge 48, Belge 49, Belge 50, Belge 51, Belge 52, Belge 53).

Daha sonra, Efendiler; Ağustos içinde, her taraftan birtakım delegelerin Sıvas’a doğru yola çıktıkları ve bir kısmının Sıvas’a varmaya başladıkları anlaşı ldı. Sıvas’a varan delegeler tarafından Sıvas’a ne vakıt hareket edeceğimiz sorulmaya başlandı.

Bu kategorideki yazılarda; Mustafa Kemal Atatürk tarafından kaleme alınan NUTUK, bölüm bölüm, tarihsel bir sırayla yayınlanmaktadır. Çeviri için verdiği emekler için, Sn. Bedi Yazıcı’ya teşekkürü bir borç biliyorum. Yazıların ana kaynağına bu adresten ulaşabilirsiniz.
Nutuk’un pdf versiyonuna bu adresten ulaşabilirsiniz.

NUTUK Bölüm 42

Monday, May 19th, 1919

Sivas Kongresi Hazırlıkları

Efendiler, Sıvas’ta toplanmasını sağlamaya çalıştığımız Kongreye her taraftan delege seçtirmek ve onların Sıvas’a gelmelerini sağlamak için, daha Amasya’da başlamış olan çalışma ve yazışmalar hâlâ sürüyordu. Bütün komutanlar ve her tarafta birçok vatansever olağanüstü çaba gösteriyordu. Fakat, yine, her tarafta olumsuz ve karşı propagandalar ve özellikle İstanbul hükûmetinin engelleyici önlemleri; işi zorlaştırıyordu.

Bazı yerlerden, hem delege seçmiyorlar ve hem de moral bozucu ve herkesi ümitsizliğe sürükleyici karşılıklar veriyorlardı. Örneğin; Yirminci Kolordu Komutanı adına Kurmay Başkanı Ömer Halis Bey’in İstanbul’dan alınan bilgileri içeren 9 Ağustos 1919 tarihli şifresinde şu maddeler dikkati çeker görüldü:

  1. İstanbul delege göndermiyor. Oradaki yapılanları onaylamakla birlikte atak bir duruma girmeyi istemiyor.
  2. İstanbul’dan, delege göndermek, olanak dışıdır. Gitmeleri önerilen kişiler; orada verimli, başarılı iş yapacaklarına güvenmediklerinden, boşuna para harcamamak ve yolculuk sıkıntılarıyla karşılaşmamak için yola çıkmıyorlar. (Bilinir ki, bazı kişileri özel mektupla da çağırmıştık.)

Biz, her taraftan delege seçip göndertmek konusunda rastlanılan zorlukları gidermeye çalışırken, öbür taraftan, en güvenilir sayıp, Kongreye toplanma yeri seçtiğimiz, Sıvas’ta bile, bir telâş ve kaynaşma başladı.

Efendiler, burada, sırası gelmişken belirteyim, ben Sıvas’ı gerçekten her yönden güvenilir saymış olmakla birlikte, daha Amasya’da iken, Sıvas’a gelen bütün yollar üzerinde uzaktan ve yakından gereken önlemleri aldırmayı ve askerî düzenlemeleri yaptırmayı da ihtiyatlı davranmak yönünden uygun bulmuştum.

Bu kategorideki yazılarda; Mustafa Kemal Atatürk tarafından kaleme alınan NUTUK, bölüm bölüm, tarihsel bir sırayla yayınlanmaktadır. Çeviri için verdiği emekler için, Sn. Bedi Yazıcı’ya teşekkürü bir borç biliyorum. Yazıların ana kaynağına bu adresten ulaşabilirsiniz.
Nutuk’un pdf versiyonuna bu adresten ulaşabilirsiniz.

NUTUK Bölüm 41

Monday, May 19th, 1919

Avrupa’dan Bir Şey Beceremeden Dönen Ferit Paşa’ya Çektiğim Şifre Telgraf

İstanbul hükûmetini, ulusal girişimleri önlemekten vazgeçirmek, başarıyı hızlandırıp kolaylaştıracağından, önemliydi. Bu düşünce ile, Ferit Paşa’nın doğal olarak hiçbir şey başaramadan, onuru kırılmışcasına İstanbul’a dönüşünden yararlanarak, kendisine 16 Ağustos 1919 tarihinde bir şifre telgraf yazdım. Bu telgrafta başlıca şu cümleler vardı:

Mösyö Clemenceau’nun yüksek kişiliğinize yanıt olarak verdiği ayrıntılı yazılarını son günlerde okuyunca İstanbul’a nasıl bir umutsuzluk ve üzüntü yükü altında döndüğünüzü anlıyorum. Ülkemizi bölüşmek ve devletimizi ortadan kaldırmak düşüncesini bu kadar açık ve onur kırıcı biçimde gösteren bir yazı karşısında titremiyecek bir tek duygulu insan düşünemem. Allah’a binlerce şükürler olsun ki ulusumuz ruhundaki yiğitlik dayancı ile hayat ve varlığının tarihini ne oluruna bırakacak, ne de cellâtlara yakışır yargılara hiçbir zaman kurban etmiyecektir.

Şimdi iyice inanıyorum, yüksek kişiliğiniz, bugünkü genel durumu ve devlet ve milletin gerçek çıkarlarını üç ay önceki gözle görmüyorlar.

Dokuz aydan beri iş başına gelen hükûmetlerin, hep, birbirinden daha çok güçsüzlüğe uğraması ve sonunda ne yazık ki felç olmuş bir duruma düşmesi milletin yüksek onuru karşı sında gerçekten pek hüzünlü oluyor. Şaşmaz gerçektir ki vatan ve milletin kaderi için içeride ve dışarıda dinlenir ve sözü geçer olmak kuşkusuz millî iradeye dayanmak koşuluna
bağlıdır.

Yaşamak hakkı ve bağımsızlığı için çalışan milletin amacındaki temizlik ve içtenliğe karşı İstanbul hükûmeti düşmanca davranmayı yeğliyor. Bu tutum doğal olarak büyük üzüntü doğurur. Ulusu, İstanbul hükûmetine karşı, istenmiyen davranışlara sürükleyebilecek, niteliktedir. Çok içtenlikle söyleyeyim ki, millet, her türlü isteğini yapabilecek güçtedir.
Girişimlerinin önüne geçebilecek hiçbir güç yoktur. İstanbul hükûmetinin olumsuz girişimleri hiçbir yerde ve hiçbir kimse tarafından uygulanamayacaktır. Millet, çizdiği program içinde, çok kesin ve belirgin adımlarla amacına doğru yürümektedir. istanbul hükûmetinin şimdiye kadar olan engelleyici girişimlerinin hiçbir yerde hiçbir etki yapmamakta olması nedenile gerçek durumu anlamış olacağınıza kuşku yoktur.

İngilizlerin gösterdikleri doğrultuda kurtuluş yolu aramak da boştur ve yıkımla sonuçlanır. Kaldı ki, İngilizler bile en sonunda kuvvetin millette olduğunu anlayarak hiçbir dayanağı olmıyan ve millet adına hiçbir yüklenimde bulunamıyan ve bulunsa bile milletçe dinlenilmiyecek olan bir hükûmetle sonuçlu bir işe girişilemiyeceğini kavramışlardır.

Bütün dilekler şu noktada toplanmıştır, hükûmet meşru ulusal akıma karşı engelleyicilikten vazgeçerek Ulusal Güçlere dayanmalı ve her türlü girişimlerinde ulusun beklentilerine uymalıdır. Bunun için de, ulusun varlığını ve isteğini temsil edecek olan Meb’uslar Meclisi’nin en kısa bir zamanda toplanmasını sağlasın!

Bu kategorideki yazılarda; Mustafa Kemal Atatürk tarafından kaleme alınan NUTUK, bölüm bölüm, tarihsel bir sırayla yayınlanmaktadır. Çeviri için verdiği emekler için, Sn. Bedi Yazıcı’ya teşekkürü bir borç biliyorum. Yazıların ana kaynağına bu adresten ulaşabilirsiniz.
Nutuk’un pdf versiyonuna bu adresten ulaşabilirsiniz.

NUTUK Bölüm 40

Monday, May 19th, 1919

Karakol Derneği

Biz, Erzurum’da, Kongre kararlarının her tarafça anlaşılmasını ve birlik içinde uygulanmasını sağlamaya çalışırken, “Karakol Cemiyetinin Teşkilâtı Umumiye Nizamnamesi” ((Karakol Derneği Genel Örgüt Tüzüğü)) ve “Karakol Cemiyeti Vezaifi Umumîye Talimatnamesi” ((Karakol Derneği Genel Görev Yönetmeliği)) diye basılı birtakım kâğıtların, bütün orduya, komutanlara, subaylara, herkese dağıtıldığı haber verildi.

Bu yönetmeliği okuyan, bana en yakın komutanlar bile, bu girişimi benim yaptığımı sanarak çok kuşkulanmış ve kararsız kalmışlar. Benim, bir taraftan kongrelerle açık olarak ortak ulusal çalışmalar yaparken, bir taraftan da gizli ve korkunç bir komite oluşturmakla uğraştığım sanısına kapılmışlar. Gerçi bu işleri ve örgütleri yapanlar da, ki İstanbul’da bulunuyorlarmış, girişimlerini benim adıma ve hesabıma yapmakta imişler.

Karakol Cemiyeti’nin Teşkilâtı Umumiye Tüzüğü’ne göre, genel merkez üyeleri ve sayıları ve toplantı yer ve usülleri, seçilme ve görevlendirilme yolları kesinlikle saklı ve gizli tutulur.

Bir de, en ufak açığa vurma yapan veya Karakol Derneği’ne tehlike getirecek ve tehlike olabilecek bir kuşku uyandıran kimse bile, hemen idam olunur.

Genel Görevler Yönetmeliği’nde, “bir ulusal ordudan” söz ediliyor ve “bu ordunun başkomutanı ve büyük kurmay kurulu, ordu ve kolordu ve tümen komutanları ve kurmayları seçilmiş ve atanmış olup gizli ve saklı tutulur. Bunlar, görevlerini gizli olarak yaparlar” sözleri açıkça okunur.

Efendiler, derhal komutanları uyardım ve bu tüzük ve yönetmelik hükümlerini hiçbir suretle uygulamaya koymamaları gerektiğini ve bu girişimin kaynağını araştırmakta olduğumu bildirdim.

Sivas’a, varışımdan sonra, oraya gelen Kara Vasıf Bey’den anladım, bu işi yapan kendisi ve bazı arkadaşları imiş.

Böyle bir davranış, herhalde doğru değildi. Herkesi idam ile korkutarak bilinmiyen bir merkeze, bilinmeyen bir başkomutana, bilinmeyen birtakım komutanların emirlerine uymaya zorunlu tutmaya kalkışmak, çok tehlikeli idi. Gerçekten derhal, orduda bulunan herkesde birbirine karşı bir güvensizlik ve ürkeklik başladı. Örneğin, herhangi bir kolordu komutanının; benim komuta etmekte olduğum kolordunun, acaba gizli ve saklı komutanı kimdir? Bu gizli komutan, acaba ne vakıt ve nasıl komutayı ele alacak? ve acaba bana karşı nasıl davranacak? gibi haklı birtakım kuruntulara kapılması olmaz değildi.

Sıvas’ta Kara Vasıf Bey’e, gizli merkezin, gizli başkomutanın ve gizli büyük kurmay kurulunun kimler olduğunu sorduğum zaman, hepsi siz ve arkadaşlarınızdır cevabını vermişti. Bu büsbütün garibime gitmişti. Bu cevap, elbette, akla ve mantığa uygun olamazdı. Çünkü, bana, hiç mi hiç, böyle bir düzen vekuruluştan kimse bahsetmiş ve olurumu almış değildi.

Bu derneğin sonradan, özellikle istanbulda adını koruyarak çalışmalarını sürdürmeye çalışmış olduğu anlaşıldıktan sonra, kuruluşunda ve bunun hakkında zorunlu olarak bize verilmiş olan bilgilerde, içtenlik bulunabileceği ileri sürülemez.

Bu kategorideki yazılarda; Mustafa Kemal Atatürk tarafından kaleme alınan NUTUK, bölüm bölüm, tarihsel bir sırayla yayınlanmaktadır. Çeviri için verdiği emekler için, Sn. Bedi Yazıcı’ya teşekkürü bir borç biliyorum. Yazıların ana kaynağına bu adresten ulaşabilirsiniz.
Nutuk’un pdf versiyonuna bu adresten ulaşabilirsiniz.